<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Moda Takibi &#124; Moda, Giyim, Bakım, Sağlık &#187; Psikoloji</title>
	<atom:link href="http://www.modatakibi.net/category/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.modatakibi.net</link>
	<description>Moda Takibi; kadınlar için moda, magazin, giyim, cilt bakımı, sağlık, cinsellik, güzellik, diyet ve yemek tarifleri  alanlarında yayın yapan yaşam güncesidir.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Jan 2012 12:57:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>EVLİLİK PROGRAMLARI KALDIRILSIN! PARA CEZASIYLA ÖRTBAS EDİLMESİN!</title>
		<link>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/evlilik-programlari-kaldirilsin-para-cezasiyla-ortbas-edilmesin.html</link>
		<comments>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/evlilik-programlari-kaldirilsin-para-cezasiyla-ortbas-edilmesin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jun 2011 20:52:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gülçin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik programları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modatakibi.net/?p=20550</guid>
		<description><![CDATA[Birçok televizyon kanalında yayınlanan evlilik programları reyting uğruna kişi hak ve özgürlüklerine saldırması ve toplumu yanlış yönlendirmesi ile ilgili son günlerde sık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a class="lightbox" href="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2011/06/modatakibi11.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-20553" title="Avukat Sevda Şahin" src="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2011/06/modatakibi11.jpg" alt="" width="800" height="480" /></a></p>
<p><strong>Birçok televizyon kanalında yayınlanan evlilik programları reyting uğruna kişi hak ve özgürlüklerine saldırması ve toplumu yanlış yönlendirmesi ile ilgili son günlerde sık sık tartışma konusu oluyor. Özel bir televizyon kanalında yayınlanan evlilik programında 15 yaşındaki bir kız çocuğu ile 45 yaşındaki talibinin buluşturulması bu tür yapımlarda gelinen son noktayı da göstermiş oluyor. Kadın ve Genç kız sığınma evlerinde aktif olarak görev yapan hukuk danışmanı Avukat Sevda Şahin evlilik programlarının kaldırılması için savcıları göreve çağırıyoruz” dedi.<br />
</strong><br />
Avukat Sevda Şahin; “Bir hukukçu olarak Kadın ve Evlilik programlarının adliye koridorlarına yansıyan boyutunu endişeyle izlerken, özel bir kanal tarafından yayınlanan evlilik programında “ 15 yaşındaki gelin adayının 45 yaşındaki beyle bir araya getirilmesi vakası” alkışlarla!!! izlendi. Toplumsal bozulmanın ayyuka çıktığı böyle bir olayda RTÜK sadece para cezası verdi. Buna rağmen program devam ediyor. Olayın para cezasını ödeyerek örtbas edilmemesi için, Cumhuriyet Savcılarınca bu tür programların incelemeye alınarak soruşturma başlatması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Avukat Sevda Şahin bu çağrılarının nedeninin anlaşılması için yetkili organların aşağıdaki sorulara cevap vermesi gerektiğini söyledi.<br />
1-) Ulusal ve yerel kanallarda kaç tane “ Kadın ve Evlilik Programı” yayınlanıyor?<br />
2-) Programların yapımı ve yayınını sağlayan kurumların, program içeriği hakkında yetkili kurumlardan izin alıp almadıkları?<br />
3-) Programa katılan ve davet edilen kişilerin fiil ve hukuki ehliyetlerinin olup olmadığı?<br />
4-) Program içeriğinin Anayasal ve diğer kanunlarca korunan hakları ihlal edip etmedikleri?<br />
5-) Programların toplum üzerindeki sosyo-psikolojik etkilerinin neler olduğu?</p>
<p>Birçok mağduru kadınlar olan vakalarla ilgilenen Avukat Sevda Şahin bu soruların cevabının “AİLE KURUMUNUN VE TOPLUMSAL ÇÖKÜŞÜN CANLI OLARAK YAYINLANDIĞI “   su götürmez bir GERÇEK” olduğunu savunuyor.</p>
<p>Avukat Sevda Şahin bu konuyla ilgili en büyük dayanağı olarak anayasayı gösteriyor; “Anayasamıza göre, Devletin asli görevi bireyi ve toplumu korumaktır. Bu da Kişi Hak ve Hürriyetleri ana başlığı altında güvence altına alınmıştır. Ayrıca Anayasanın Sosyal Devlet olma ilkesinden hareketle de devletin “ Aileyi Korumakla” mükellef olduğu görülmektedir. Anayasamızın amir hükümleri yanı sıra Ayrıca Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun ve diğer kanunlarca da bu ve buna benzer hak ve hürriyetleri koruyan ve ihlali halinde cezalandıran kanun hükümleri bulunmaktadır.</p>
<p>Medeni Kanunun 124. maddesinde “ …17 yaşını tamamlamamış olmayan çocuklar evlenemez… …hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir.(olağanüstü hale kadının hamile olması örnek gösterilebilir.)”&#8230;</p>
<p>Türk Ceza Kanununda ise “ÇOCUKLARIN CİNSEL İSTİSMARI ŞU ŞEKİLDE DÜZENLENMİŞTİR.<br />
Çocuklarımıza yönelik cinsel amaçlı saldırılar, “Cinsel İstismar” olarak adlandırılmaktadır. İstismar, ‘kötüye kullanma- iyi niyeti sömürme’ anlamına gelmektedir. Bu eylemin, çocuklar yönünden farklı adlandırılmasının nedeni, çocuklara yönelik cinsel suçlarda, çocukların rızasından söz etmenin olanaksız oluşudur. Çocuklar, kendilerine yönelik cinsel amaçlı saldırının ayırdın da değildir. Bu saldırının kendileri üzerinde yaratacağı olumsuzluk ve zararları bilmemektedirler. Bu nedenle, saldırı karşısında hareketsiz ve dirençsiz olmaları halinde dahi, bu duruma, rızaları dışında tahammül ettiklerini- boyun eğdiklerini kabul etmek gerekmektedir. Çocuk Hakları Sözleşmesi, on sekiz yaşına kadar herkesi çocuk saymaktadır. (Madde:1) Aynı Sözleşme’nin 19. ve 34. maddelerinde ise, çocuğa yönelik her türlü, bedensel ve zihinsel saldırı; istismar ve suiistimal olarak değerlendirilmekte ve bu hallerde çocuğun korunması sorumluluğu devlete verilmektedir. Bu nedenle TCK, çocuklara yönelik cinsel saldırı eylemlerini ‘istismar’ olarak nitelemiştir. Yasa’da çocukların durumu, yaşlarına ve cinsel farkındalıklarına göre iki grupta ele alınmıştır. Yasamız, 103. maddesinde ‘cinsel istismar’ı şöyle tanımlamaktadır: “Cinsel istismar deyiminden; “On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış; diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar anlaşılır.</p>
<p>Bu tanım, Yasa’da, yukarıda belirtilen ölçütten ayrı bir tanımın da yapıldığını göstermektedir. Yasa Koyucu, on beş yaşın üzerindeki çocuklara yönelik eylemlerde, on beş yaş üstü çocukların, uğradıkları saldırının, hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğine sahip olmaları halinde, eylemin rıza dışı ve iradeyi etkileyen bir nedenle gerçekleştirilmesi halini ‘istismar’ olarak kabul etmiştir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/evlilik-programlari-kaldirilsin-para-cezasiyla-ortbas-edilmesin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tek suçlu beyniniz!</title>
		<link>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/tek-suclu-beyniniz.html</link>
		<comments>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/tek-suclu-beyniniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Mar 2011 19:16:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gülçin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yasemin Soysal kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modatakibi.net/?p=19964</guid>
		<description><![CDATA[Bu kitap “keşke daha önce okusaydım” dedirtiyor! Tek suçlu beyniniz! Bir önceki kitabı “Tek Şişman Beyniniz” ile büyük yankı uyandıran ve bestseller [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a class="lightbox" title="modatakibi42" href="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2011/03/modatakibi422.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-19965" title="Yasemin Soysal" src="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2011/03/modatakibi422.jpg" alt="" width="1024" height="640" /></a><a class="lightbox" title="Yasemin Soysal" href="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2011/03/modatakibi412.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-19966" title="Yasemin Soysal" src="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2011/03/modatakibi412.jpg" alt="" width="1024" height="820" /></a></p>
<p><strong>Bu kitap “keşke daha önce okusaydım” dedirtiyor!<br />
Tek suçlu beyniniz! </strong><br />
Bir önceki kitabı “Tek Şişman Beyniniz” ile büyük yankı uyandıran ve bestseller olan Yasemin Soysal, yine çok konuşulacak bir kitapla okuyucularının karşısına çıktı. Yasemin Soysal; “Tek Suçlu Beyniniz” isimli yeni kitabında; “keşke bunları daha önce okusaydım” dedirtiyor.<br />
&#8220;Sinir sistemi ile ilgili son yıllarda ortaya konan, bilimsel veriler ışığında ve görsel unsurlarla desteklenmiş, anlaşılması kolay, titiz bir çalışma. Yaşantımızın her anında uygulayabileceğimiz metodik bir öğreti. &#8216;Yapabilirim&#8217; kavramının nasıl yapılacağını öğrenmek isteyenler için&#8230;&#8221; Beyin Cerrahı Op. Dr. Ömer Tural<br />
İlk defa bir kişisel gelişim kitabının arkasına, bir Beyin Cerrahı yazıyor. Ve kitap karşımıza diğer kişisel gelişim kitaplarından farklı bir anlatımla çıkıyor. Yaşamın içerisinde ki durumlara çözüm bulmakla kalmıyor, aynı zamanda bu çözümü nörolojik açıklamalarla aktarıyor. İşin en güzel tarafı ise; yaşamımızda yıllar önce öğrenmemiz gereken konuları çok basit bir anlatımla hazmetmeye hazır hale getiriyor. Sadece beyin üzerinde durmuyor, aynı zamanda evrensel süreç içerisinde tüm yanlışları ve sorunları, hatta işten atılmayı, boşanmayı, depresyonu ve iflas etmeyi dahi “mükemmellik” tanımının içine sığdırıyor. Ve bu tanımlamayı genişleterek, “nereden ve ne zaman başlayacağız” sorusunu yanıtlıyor. Önerilenler ve ertelenenlerle yaşamaya çalışırken, insanın kendisini nasıl kaybettiğini anlatan Soysal; okura “öze dönmenin” tarifini veriyor. Çünkü; akıl hata yapar ama özünüz asla&#8230;<br />
&#8220;Sevgili Yasemin&#8217;in kitabı bence kesinlikle okunmalı ve her zaman kütüphanenizin baş kitapları arasında yer almalı! Henüz tanışmayanlara tavsiye ediyorum. Okuyun ve yaşamınızdaki farkı görün&#8230;&#8221; <strong>Ebru Şallı Tan</strong><br />
Ayrıca kitapta; bilinçaltıyla ilgili bir bölümde var. Soysal; acının bilinçaltındaki kodlanmasına göre bir yol tarifi veriyor. “Geçmişin masum anıları, bugünün gerçeklerini yarattı” diyor ve geçmişimizle ilgili gerçekleri bazen tatlı, bazen de acı bir dille ifade ederek okurla yüzleştiriyor. Deyim yerindeyse; okura en sevdiği plastik topun kokusunu anımsatan Soysal; sokak aralarında atılamayan golleri tekrar attırıyor. Yaşam plağını geri sarıyor ve topu “o” iki taşın arasından geçiriyor.<br />
Bilinçaltını bir hana benzeten ve bilinçaltının gelişimini “o” hanın yolcularına bağlayan Soysal; sokaktan aileye, eğitimden iş hayatına kadar geçen tüm süreçte yapılan yüklemeleri masaya döküyor. Çünkü, bilinçaltı kodlarının da temizliğe ihtiyacı var!<br />
“Bazıları hanın duvarlarına yazılar yazmışlar, bazıları çivilerle kazımışlar. Kimileri yeni bir oda kondurmuş oraya. Bazıları hala gitmemiş, yaşıyor oralarda. Bilinçaltında kodlanan durumların esiri olmak zorunda değiliz. Şimdi; içe dönüp temizlik yapma ve belki bir süreliğine kapıya ‘uyarı yazısı’ asma vakti! Şimdi kapalı, çünkü açılış gününe hazırlanıyor.”<strong> Yasemin Soysal</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/tek-suclu-beyniniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sabrın hiçbir şey ifade etmediği zamanlı zamansız anlar</title>
		<link>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/sabrin-hicbir-sey-ifade-etmedigi-zamanli-zamansiz-anlar.html</link>
		<comments>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/sabrin-hicbir-sey-ifade-etmedigi-zamanli-zamansiz-anlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 07:34:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aslıhan GÜNDÜZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modatakibi.net/?p=18739</guid>
		<description><![CDATA[Zamanla der hani hep. Hani zamanla geçecek der. Zamandaki akreple yelkovan olduğumuzu unutur gibi Ya da hatırlar gibi ama yine de zamanla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2011/01/Collages3.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-18743" title="zaman" src="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2011/01/Collages3.jpg" alt="" width="1024" height="640" /></a></p>
<p>Zamanla der hani hep.<br />
Hani zamanla geçecek der.<br />
Zamandaki akreple yelkovan olduğumuzu unutur gibi<br />
Ya da hatırlar gibi ama yine de zamanla der uzaktaki ses…</p>
<p>Sabret der, zamanın kardeşiymiş gibi.<br />
Sabır zamanla doğru orantılıymış gibi.</p>
<p>Hani anlamlı cümlelerin anlamsızlaştığı sabrın hiçbir şey ifade etmediği zamanlı zamansız anlar gibi.</p>
<p>Zamanla… Zamanla der…</p>
<p>“Zaman”lı anlarımızın olduğu günlerde bir sürü beylik cümleler kurar etrafımızdakiler. Sonra peşinden gelir, “seni anlıyorum arkadaşım, gerçekten bak anlıyorum ama biraz zaman, lütfen sabret” diye başlayan ve aslında sonu olmayan sonlu cümleler kurulurken bomboş bakan gözlere bir sürü anlamsız cümle eşlik eder…</p>
<p>Şimdi zamana susarak cevap verme vakti diyorum ben. Zamansız ama son olmasını isterken zamanını belirterek hem de…</p>
<p>(-ki sen)</p>
<p><em><strong>AslıhaN Gündüz<br />
</strong></em><a href="http://aslihangunduz.blogspot.com"><em><strong>http://aslihangunduz.blogspot.com</strong></em></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/sabrin-hicbir-sey-ifade-etmedigi-zamanli-zamansiz-anlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peki ya sonra?</title>
		<link>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/peki-ya-sonra.html</link>
		<comments>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/peki-ya-sonra.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 09:20:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aslıhan GÜNDÜZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modatakibi.net/?p=17802</guid>
		<description><![CDATA[Hadi bir hayal alemine dalalım. Sonra da hızlıca uyanalım bu düşten, çünkü eğer dalarsan içine, açık deniz gibi kaybolur gidersin. Ne gören [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a class="lightbox" title="marianna3b" href="http://www.modatakibi.net/?attachment_id=17803"><img class="size-medium wp-image-17803 alignleft" title="hayal alemi" src="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/12/deneme-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>Hadi bir hayal alemine dalalım. Sonra da hızlıca uyanalım bu düşten, çünkü eğer dalarsan içine, açık deniz gibi kaybolur gidersin. Ne gören olur ne de duyan. Çığlıkların seni sessizleştirir ve susar, yok olur gidersin. Bu yüzden kısa bir gidiş-geliş olsun bu…</em></strong></p>
<p>“ Hoş‘gel’din ” dememi mi bekliyorsun. Peki ama neden? Ben sana hiç “ Hoşça‘kal’ ” demedim ki gönderemedim ki seni. Şimdi tüm haksızlıklarına rağmen yine benden bir şeyler istiyorsun, üstelik demediğim bir şeyi demiş gibi yapmamı isteyerek. Haksızlık bu! Gerçekten haksızlık!</p>
<p>Ben hiçbir zaman “yeniden” demedim ki sana. “Yeni ama kaldığımız yerden paylaşalım” dedim. Hadi bakalım bir cevap hakkı doğdu sana, nasıl cevap vereceksin. Dur ben sıralayayım;</p>
<p>-          Susarak,</p>
<p>-          Sen gerçekten duygularını güzel ifade ediyorsun diyerek,</p>
<p>-          Teşekkür ederim diyerek,</p>
<p>-          Bu sevgi fazla bana diyerek,</p>
<p>-          Anlamadığın şeyler var diyerek,</p>
<p>-          Olmaz, olamaz diyerek,</p>
<p>-          Bahanelerle kurulmuş cümlelerinle daha bir sürü şey söyleyerek&#8230;</p>
<p>Yanılmayı hiç bu kadar istememiştim…</p>
<p>Peki ya sonra?</p>
<p>(-ki sen)</p>
<p>AslıhaN Gündüz<br />
<a href="http://aslihangunduz.blogspot.com">http://aslihangunduz.blogspot.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/peki-ya-sonra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kararsızlık nasıl yenilir?</title>
		<link>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/kararsizlik-nasil-yenilir.html</link>
		<comments>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/kararsizlik-nasil-yenilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2010 20:21:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gülçin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[endişe]]></category>
		<category><![CDATA[karar veremiyorum]]></category>
		<category><![CDATA[karar vermekte zorlanmak]]></category>
		<category><![CDATA[kararsızım]]></category>
		<category><![CDATA[kararsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kararsızlık hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kararsızlık nasıl yenilir]]></category>
		<category><![CDATA[kararsızlık nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[kararsızlık psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog başak demiriz]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji kararsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi diyalogları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modatakibi.net/?p=11507</guid>
		<description><![CDATA[Kararsızlıktan şikayetçi misiniz? Psikolog Dr. Başak Demiriz’in karar verirken yapmamız gerekenlerle ilgili önerilerine bir göz atın! Kararsızlık zordur. Bazen günlerce bir konuda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/stres-kadin-bilg-makale.jpg"><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" title="stres" src="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/stres-kadin-bilg-makale.jpg" border="0" alt="" width="610" height="345" /></a></p>
<p><strong>Kararsızlıktan şikayetçi misiniz? Psikolog Dr. Başak Demiriz’in karar verirken yapmamız gerekenlerle ilgili önerilerine bir göz atın!</strong></p>
<p>Kararsızlık zordur. Bazen günlerce bir konuda karar vermeye çalışır, bir türlü bir sonuç alamayız. &#8216;Bir türlü karar veremiyorum&#8217; der, yapmamız gerekenleri ertelemek zorunda kalırız. Alışveriş, iş değişikliği, ev değişikliği, çocuklarımızla ilgili almamız gereken kararlar, kararsızlıktan şikayetçi olanlara büyük bir yük olur.</p>
<p>Psikolog Dr. Başak Demiriz “Kimileri karar vermek zorunda oldukları duruma ‘problem’ kimi de ‘bir fırsat’ olarak bakar. “Eyvah şimdi nasıl karar vereceğim” demek yerine “Bu fırsatı nasıl değerlendirebilirim” deyin. Karar aşamasındayken, tercihlerinizi, değer yargılarınızı, önceliklerinizi, ihtiyaçlarınızı ortaya çıkarmaya çalışın.” diyor.</p>
<p>Psikolog Dr. Başak Demiriz’in Milliyet Cadde’de yer alan köşesini severek takip ediyoruz. Psikoterapi diyaloglarından oluşan yazılardan “karar verme” konusuyla ilgili olanı sizlerle paylaşmak istedik…</p>
<p><strong>Danışan: Bunun için hiç psikologa giden olmuş mudur bilmiyorum ama benim en büyük derdim karar verememek. </strong></p>
<p>Dr. Başak: Özel bir konuda mı karar veremiyorsunuz, yoksa her zaman mı karar vermekte güçlük yaşıyorsunuz?</p>
<p><strong>Danışan: Küçüklüğümden beri kararsız olduğum bilinir ama o zamanlar bu bir problem değildi, sonuçta annem babam benim için karar veriyordu. Hatta bu halimi komik ve şirin bulurlardı, adımı ‘Kararsız Kasım’ takmışlardı.  Evlendiğimden beri de idare ediyorum, çünkü çoğu kararı eşime bırakıyorum. Ama artık en ufak bir konuda bile kararsızlık yaşamam hiç komik ve şirin olmuyor! </strong></p>
<p>Dr. Başak: Anladığım kadarıyla karar verememek sizde epey bir sıkıntı yaratıyor ve hatta biraz da kızdırıyor.</p>
<p><strong>Danışan: Hem de çok. Diyelim bir palto alacağım, bir hafta boyunca onu mu alsam bunu mu alsam diye düşünüyorum, aynı dükkanın önünden geçiyorum, bazen defalarca deniyorum. En sonunda karar verdiğim palto için dükkana gidiyorum, palto satılmış. Bu kadar enerji, üzüntü, iç sıkıntısı, zaman boşa gidiyor, kızıyorum tabii kendime. Yani artık bunun ciddi bir problem olduğunu düşünmeye başladım.</strong></p>
<p>Dr. Başak: Bunun ne zaman ve nasıl bir problem olduğunu anlamaya çalışalım. Çünkü aslında gün içinde birçok konuda hiç durmadan seçim yapıyoruz ve eminim siz de farkına bile varmadan bir sürü konuda karar veriyorsunuzdur.</p>
<p><strong>Danışan: Bilmem, ben sanki her konuda kararsızlık yaşıyorum.</strong></p>
<p>Dr. Başak: Öyleyse bir düşünün, uyandığımızdan itibaren ne kadar çok seçim yapmak durumunda kalıyoruz; kahvaltıda ne yesem, gazetenin hangi sayfasını okumakla başlasam, işe giderken hangi yolu kullansam, ne giysem, hepsi bir kararı gerektiriyor.</p>
<p><strong>Danışan: Gerçekten ne kadar çok şey varmış karar vermemiz gereken. Ama bazı konularda hiç böyle  çabuk karar veremiyorum.</strong></p>
<p>Dr. Başak: Bazı konularda daha kolay, bazılarında ise daha zor karar veriyor olmamız çok doğal. Özellikle hayatımızı uzun süre etkileyecek kararları vermek, örneğin yeni bir eve taşınmak, yeni bir kariyere başlamak, evlenmeye karar vermek çoğu insan için kolay olmaz.</p>
<p><strong>Danışan: Hele öyle büyük kararlar vermek benim için tam bir kabus.  Evlenirken eşim çok kararlı olmasa herhalde hiç evlenemezdim.</strong></p>
<p>Dr. Başak: Öyleyse önce karar aşamasında yaşadığınız duygulara bakalım. “Tam bir kabus” dediniz, biraz daha anlatır mısınız neler hissettiğinizi?</p>
<p><strong>Danışan: Korku, endişe, evham, iç sıkıntısı ve bu böyle uzun sürerse mutsuzluğa kadar gidebiliyor.</strong></p>
<p>Dr. Başak: Aklımızdan bazı düşünceler geçmeden bu duyguları hissetmemiz mümkün değildir. Biraz önce bahsettiğiniz palto örneğini kullanalım. Diyelim dükkandasınız ve paltoyu alıp almamak konusunda kararsızlık yaşıyorsunuz. Şimdi o ana odaklanalım. Kendinize neler söylüyordunuz, hatırlıyor musunuz?</p>
<p><strong>Danışan: Evet, biraz hatırlıyorum. “Bunu alırsam acaba pişman olur muyum?”, “Başka bir yerde daha ucuzunu ve daha güzelini bulabilir miyim?” </strong></p>
<p>Dr. Başak: Diyelim ben oradaydım ve sizin iç seslerinize cevap verdim ve dedim ki, “Bunu alacaksınız ve sonra başka bir yerde daha güzelini göreceksiniz.” Ne hissederdiniz?</p>
<p><strong>Danışan: Çok aptal hissederdim. </strong></p>
<p>Dr. Başak: Başka ne hissederdiniz?</p>
<p><strong>Danışan: Başarısız hissederdim, “Bir palto almayı beceremedim” diye kendime kızardım.</strong></p>
<p>Dr. Başak: Farkındaysanız artık paltodan hiç bahsetmiyoruz, sadece sizin seçiminiz konusunda kendinize neler söylediğinizden ve bu sözlerden dolayı neler hissettiğinizden konuşuyoruz. Yani aslında sizi kötü hissettiren seçiminiz değil aklınızdan geçen o düşüncelerdi.</p>
<p><strong>Danışan: Evet ama ben söylemesem, etrafımdakiler söyleyecek, “Bula bula bunu mu aldın” diye.</strong></p>
<p>Dr. Başak: Başkalarını düşündüğünüzde kötü hissedeceksiniz, çünkü hâlâ  “Sadece bir tane doğru palto var ve onu bulmak zorundayım, bulamazsam hem aptal hem de beceriksizim” diye düşünüyorsunuz.</p>
<p><strong>Danışan: Doğru bir palto yok mu? <em>(gülerek)</em></strong></p>
<p>Dr. Başak: Sadece ‘bir’ tane doğru yerine doğru olabilecek birçok palto olma ihtimali daha gerçekçi değil mi? İnsan, “Doğru olabilecek sadece bir seçenek var” diye düşünürse, doğru seçimi yapmadığı takdirde hayatının en büyük hatasını yapacağını düşünebilir. Böyle düşünen bir kişi ömür boyu o doğruyu aramakla vakit geçirebilir.</p>
<p><strong>Danışan: Ne kadar fena ben hep böyle düşünüyorum işte, hata yapmaktan çok korkuyorum.</strong></p>
<p>Dr. Başak: Çünkü her seçime ‘doğru’ veya ‘yanlış’ olarak bakıyorsunuz birçoğumuzun yaptığı gibi. ‘Ya hep, ya hiç’ şeklinde düşünmek bir düşünce hatasıdır. Doğruyu 100, yanlışı da 0 olarak değerlendirdiğimizde hayatta var olan 99 alternatifi otomatik olarak elemiş oluruz.</p>
<p><strong>Danışan: Ben her şeyin 100 olanını bulmaya çalışıyorum ama bazen bu imkansız galiba. Ayrıca çok da yorucu.</strong></p>
<p>Dr. Başak: Yorucu olmakla beraber, her şeyin en iyisini bulmaya çalışmakta bir problem yok, ama diyelim bulamadınız ve 95’e razı olmak zorunda kaldınız, işte asıl problem bu seçim sonunda hissettikleriniz.</p>
<p><strong>Danışan: Seçimimi içime sindiremiyor olmam yani.</strong></p>
<p>Dr. Başak: Evet, seçimle ilgili hissettikleriniz çok önemli olduğu gibi bu süreci nasıl yaşadığınız da çok önemli.  Kimi insan karar vermek zorunda olduğu duruma bir problem, kimisi de bir fırsat olarak bakar. Eğer her seçime bir fırsat olarak bakarsanız duygularınız daha olumlu olacaktır. “Eyvah şimdi nasıl karar vereceğim, ya daha kötü olursa” demek yerine “bu fırsatı kendim için nasıl değerlendirebilirim” diye sorup, dış dünyayı bir tarafa bırakarak kendinize odaklanmanızı tavsiye ederim.<br />
<strong><br />
Danışan: Dış dünyadan uzak karar vermek nasıl olacak?</strong></p>
<p>Dr. Başak: Sizin hakkınızda sizden daha iyi bilgisi olan kimse olamaz. Hayallerinizi, becerilerinizi, ihtiyaçlarınızı ve problemlerinizi en iyi siz bilebilirsiniz. Bu nedenle, karar verme aşamasındayken sadece kendinize odaklanın, tercihlerinizi, değer yargılarınızı, önceliklerinizi, kendinizle ilgili güçlü ve zayıf noktalarınızı, ihtiyaçlarınızı ortaya çıkarmaya çalışın. Hatta isterseniz bir liste yapın. Bunları ortaya çıkardıktan sonra hangi seçeneğin sizi tatmin ettiğini bulmak daha kolay olur. Kabul etmek gerekir ki bazen hiçbir seçenek bütün hayallerinizi yüzde yüz karşılayabilecek kadar doğru olmayabilir.  Ama asıl olan, artık verdiğiniz karar değil, sizin kararınız karşısındaki tutumunuzdur. Ya kendinizi suçlamaya, yermeye, sorgulamaya devam edip mutsuz olursunuz ya da kararınızın arkasında güçlü bir şekilde durup keyfini çıkarmaya başlar ve hayatınızı daha da güzelleştiren yeni seçeneklerin arayışına girersiniz.</p>
<p><em>Psikolog Dr. Başak Demiriz, Milliyet Cadde</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/kararsizlik-nasil-yenilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yenilik korkusu neofobi nedir?</title>
		<link>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/yenilik-korkusu-neofobi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/yenilik-korkusu-neofobi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2010 20:18:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bihter iyidir]]></category>
		<category><![CDATA[değişim fobisi]]></category>
		<category><![CDATA[fobi]]></category>
		<category><![CDATA[fobi tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[fobiler]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolcü kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[neofobi]]></category>
		<category><![CDATA[neofobi hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[neofobi nasıl tedavi edilir]]></category>
		<category><![CDATA[neofobi neden olur]]></category>
		<category><![CDATA[neofobi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[obsesyon]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[sedat özkan]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal izolasyon]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[yeniliğe açık olmak]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik fobisi]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik korkusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modatakibi.net/?p=11508</guid>
		<description><![CDATA[Yeniliklere ve gelişmelere karşı aşırı bir korku bekleme durumuna neofobi deniyor. Neofobisi olan hastalar daha erken yaşlanıyor. Neofobinin ne olduğunu biliyor muydunuz? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/neofobi_mkle.gif"><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" title="neofobi" src="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/neofobi_mkle.gif" border="0" alt="" width="610" height="345" /></a></p>
<p><strong>Yeniliklere ve gelişmelere karşı aşırı bir korku bekleme durumuna neofobi deniyor. Neofobisi olan hastalar daha erken yaşlanıyor.</strong></p>
<p>Neofobinin ne olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız hemen kısaca açıklayalım: <strong>çevresindeki yeniliklerden ve gelişmelerden aşırı derecede korkmak</strong>… Özellikle günümüz teknoloji çağında insanların gelişmelere ayak uydurmakta zorlanmalarının neofobiyi artırdığını düşünerek, bu psikolojik hastalığın yaşlanmayla ilişkisini sizlerle paylaşmak istedik.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Neofobisi olanlar erken yaşlanıyor</strong></span></p>
<p>Prof. Dr. Sedat Özkan, neofobinin önemli bir yan etkisine dikkat çekiyor: yaşlanmayı hızlandırdığına&#8230; Özkan, “<strong>Yaşlanma; üretkenlik, sevme, öğrenme kapasitesinin erozyona uğramasıdır. Neofobosi olanlar, yani yenilikten korkanlar öğrenmeye dirençlidir. Dolayısıyla erken yaşlanırlar</strong>” diyor.</p>
<p>Neofobisi olan kişilerin obsesyona eğilimi vardır, kontrolcü bireylerdir. Her durumu kontrol etmek bir süre sonra kişiyi yorar ve sinirlilik gösterebilirler. Özkan, yaşlanmanın da sağlıklı bir şekilde yapılabileceğini belirterek sözlerini şöyle diyor: “Toplumumuzdaki yanlış bir kanıya göre yaşlılık dönemi, sosyal hayata pek dahil olunmayan, genellikle evde vakit geçirilen, sağlık sorunlarıyla dolu ve yalnız bir süreç olarak algılanmaktadır. <strong>Oysa yaşlılık döneminin getirdiği fiziksel sosyal ve psikolojik tüm değişikliklere rağmen fiziksel ve psikolojik sağlığın sürdüğü sosyal açıdan aktif, üretken ve doyumlu bir hayat sürmek mümkündür</strong>. Önemli olan kişinin kaç yaşında olduğu değil, yaşamdan aldığı hazdır.” Humanite Psikiyatri Kliniği’nden Uzman Klinik Psikolog Bihter İyidir, her yaş döneminde kendine özgü ruhsal sorunlar ortaya çıktığına dikkat çekti: “Bebelik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve orta yaş dönemlerinin kendine özgü sorunları olduğu gibi yaşlılık dönemi de kendine has bazı güçlükler içermektedir. Y<strong>aşlanmayla birlikte biyolojik, psikolojik ve sosyal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Ancak ortaya çıkan bu değişiklikler kişinin sağlıklı, üretken ve doyumlu bir hayat sürmesine engel değildir ve olmamalıdır</strong>.”</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Sosyal izolasyon depresyonu tetikliyor</strong></span></p>
<p>Yaşlılarda en sık görülen ruhsal rahatsızlığın depresyon olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Bihter İyidir, “65 yaş ve üzerindeki insanların yüzde 80&#8242;inden fazlasında kronik bir fiziksel rahatsızlık veya birkaç rahatsızlık bir arada bulunuyor. Yaşlılarda en sık görülen ruhsal rahatsızlık ise depresyondur. Depresyon tek başına ya da sıklıkla fiziksel hastalıklarla ilişkili olarak ortaya çıkıyor. Fiziksel hastalıklar, çoğul ilaç kullanımı, beslenme yetersizliği, sosyal ilişkilerde azalma, sosyal izolasyon, düşük benlik saygısı, düşük sosyo-ekonomik düzey, eş kaybı ve emeklilik gibi faktörler depresyonu tetikleyebilmektedir“ dedi.  Bihter İyidir, yaşlılıkta depresyon tedavisinin nasıl yapıldığını şöyle anlatıyor: “<strong>Yaşlı hastalarda depresyon ilaç tedavisi ve psikoterapi ile etkin bir şekilde tedavi edilebilir. Tedavinin amacı; hastalık belirtilerinin ortadan kaldırılmasını sağlamanın yanı sıra kişinin işlevsellik düzeyini ve yaşam kalitesini yükseltmektir</strong>.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/yenilik-korkusu-neofobi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşırı alınganlık</title>
		<link>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/asiri-alinganlik.html</link>
		<comments>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/asiri-alinganlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 12:35:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gürhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[alıngan olmanın altında yatanlar]]></category>
		<category><![CDATA[alınganlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı alınganlık]]></category>
		<category><![CDATA[mükemmeliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[paranoya]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[şüphecilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modatakibi.net/?p=10450</guid>
		<description><![CDATA[Aşırı alınganlık şüphecilik ve özgüven eksikliği anlamına geliyor ve hem kişiye, hem ilişkisine zarar veriyor. Alınganlık, ilginç bir duygu durumudur. Pek çoğumuzun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a class="lightbox" title="iliski-alingan" href="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/iliski-alingan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-10628" title="iliski-alingan" src="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/iliski-alingan.jpg" alt="" width="610" height="345" /></a></p>
<p><strong>Aşırı alınganlık şüphecilik ve özgüven eksikliği anlamına geliyor ve hem kişiye, hem ilişkisine zarar veriyor.</strong></p>
<p>Alınganlık, ilginç bir duygu durumudur. Pek çoğumuzun yaşadığı sosyal bir fobi olarak değerlendirilir ve içerdiği anlamlar bakımından yön değiştirir. Genel inanışa göre ilerleyen yaşla birlikte görülür ve bu özelliği nedeniyle kişilik bozulması olarak da sınıflandırılır. Ancak görünen o ki, aslında hepimiz bir ölçüde alınganız. Üstelik ilginç olan yönü de şu ki, alınganlık düzeyimizi belirleyen de yaşadığımız kültür ve toplumun yapısı.</p>
<p>Kendimizi ve alınganlığımızı tuhaf bir şekilde bu ölçütlere göre belirliyoruz. Yani eğer çevremiz en küçük sorunda şiddetli tepki veriyorsa, biz de o ölçüde alıngan davranıyoruz ya da genel yapı olarak daha rahat, esnek davranan bir çevrede yaşıyorsak biz de daha rahat davranabiliyoruz. Bu değerler karıştığında işler de tersine dönüyor. Daha hassas olan bir çevrede rahat davranıyorsak bu defa duyarsız olmakla suçlanıyoruz ya da esnek bir çevrede titiz, takıntılı olmakla eleştirilebiliyoruz. Bu dengeler arasında uyum sağlayamadığımızda ise durum gerçekten abartılı bir hal alıyor ve aşırı alınganlık dediğimiz sorun ortaya çıkıyor. Bu da bizi başka bir sonuca ulaştırıyor.</p>
<p><strong>İkili ilişkileri kötü etkiliyor</strong><br />
Alınganlık zaman zaman sıkıntı yaratan bir duruma dönüşebilir. Özellikle ikili ilişkilerde can sıkıcı ve zarar verici olabiliyor. Taraflardan birinin gereksiz yere ya da anlamsız alınganlıkları ilişkiyi yaralayabiliyor. Çünkü, alınganlık farklı duyguları da içeriyor; şüphecilik ve özgüven eksikliği gibi…</p>
<p>Kendine güvensiz insanların yaşadıkları en yoğun duygu da alınganlıktır. Hemen hemen herkesin tavırlarına bir anlam vermek bu tip alıngan insanlara özgü bir tavırdır. Bu tip insanlara karşı savunmanız ne olursa olsun ikna etmeniz mümkün değildir. O bildiğini okumaya devam eder. İşin uzmanı değilseniz karşınızdaki insanın alıngan yapısı üzerine yapabileceğiniz fazla bir şey yoktur. Onu değiştiremezsiniz, ancak kendi alınganlığınızla başa çıkma becerisini kazanabilirsiniz.</p>
<p><strong>Başkaları hayatımızda bu kadar etkili olmamalı</strong><br />
Yaşanılan yere ve kültüre göre bütün kavramlar değişiyor, değerler değişiyor. Hayat bu kadar çok çeşitlilik gösteriyorken, biz de başkalarının ne dediğine, ne düşündüğüne takılıp kalıyoruz. Bu başkaları bizim hayatlarımız üzerinde bu kadar etkili olmamalı. Başkaları bizden daha önemli değil. Hayatlarımızın amacı da, bu dünyada yaşama nedenimiz de diğerlerinin ne düşündüğüyle, ne söylediğiyle ilgili değil…</p>
<p>Alınganlık başkalarının hayatımıza müdahale etmesine izin vermektir. Aynı zamanda başkalarının hayatlarına da girmektir. Öyle olmasaydı diğerlerinin sözleri ve davranışları o kadar önemli olmazdı. Alınganlık ederken bir de bu yönüyle düşünmek gerekir.</p>
<p><em>Psikolog Serap Duygulu’nun makalesinden derlenmiştir.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/asiri-alinganlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlişkiler kıskançlık</title>
		<link>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/iliskiler-kiskanclik.html</link>
		<comments>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/iliskiler-kiskanclik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 15:02:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkide kıskançlık]]></category>
		<category><![CDATA[kıskanç erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kıskanç eş]]></category>
		<category><![CDATA[kıskanç kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kıskanç sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[kiskanclik]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlıkla başa çıkma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modatakibi.net/?p=10451</guid>
		<description><![CDATA[Kıskançlığın ölçüsü kaçtığında etkileri ağırlaşır. İşte kendisi veya eşi kıskanç olanların yapması gerekenler… Genç-yaşlı, kadın-erkek herkes hayatında en az bir kere kıskanır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="lightbox" title="ask-kiskanclik" href="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/ask-kiskanclik.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-10471" title="ask-kiskanclik" src="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/ask-kiskanclik.jpg" alt="" width="610" height="345" /></a></p>
<p><strong>Kıskançlığın ölçüsü kaçtığında etkileri ağırlaşır. İşte kendisi veya eşi kıskanç olanların yapması gerekenler…</strong></p>
<p>Genç-yaşlı, kadın-erkek herkes hayatında en az bir kere kıskanır. Aşık olunan kişinin başkasına ilgi göstermesi, şüpheli davranışlar, aldatma&#8230; Kıskançlık hem kıskananın, hem de kıskanılanın hayatını zehir edebilir. BBC, herkese tanıdık olan bu duyguyu araştırmış.</p>
<p>Ara sıra yapılan kıskançlık, bir ilişkinin canlı kalmasını sağlayabilir. Ancak, rahatsız edici ve mantık dışı boyutlara ulaştığında, çok zarar verici olabilir. Kıskançlığın etkilerini hafifletmek için yapılabilecekler var. İlişki psikoterapisti Paula Hall, kıskançlığın etkilerini azaltmanın sabır ve çaba gerektirdiğini söylüyor.</p>
<p>Herkesin kıskanma nedenleri ve hissettikleri farklı. Psikolog Ayala Malach&#8217;a göre kıskançlık, &#8216;varolan bir aşka, ilişkiye veya onun kalitesine yönelik tehdide bir tepki&#8217;… Gıpta ve hasetten farklı olarak hep üç kişi ve kaybetme korkusu vardır. Kıskanan insan birçok duyguyu aynı anda yaşar, aklından bin türlü düşünce geçer, bir sürü farklı davranış biçimleri sergiler.</p>
<p><em><strong>Duygular</strong></em>: Acı, kızgınlık, kin, üzüntü, haset, keder, aşağılanma.<br />
<em><strong>Düşünceler</strong></em>: İçerleme, suçlama, kendini rakiple kıyaslama, imajın sarsılmasından korkma, kendine acıma.<br />
<em><strong>Davranışlar</strong></em>: Kendini bitkin hissetmek, titremek ve terlemek, sürekli soru sormak ve karşındakinden sürekli güvence istemek, saldırgan davranışlar, hatta şiddet.</p>
<p><strong>Öldürür de, diriltir de</strong></p>
<p>Kıskançlık dozunda olduğu sürece, var olan bir ilişkinin korunmasını bile sağlayabilir. Kişilere, sevgililerinin, eşlerinin çantada keklik olmadığını hatırlatır. Karşındakine emek vermeye, onun kendisini değerli hissetmesi için çaba göstermeye yöneltir. Üstelik duyguları güçlendirir, aşkın ateşlenmesini sağlar ve sevişmeleri daha ihtiraslı kılar. Ama bir de aşkın dozunda olmadığı durumlar var&#8230;</p>
<p>Bazen kıskançlıkta ölçü kaçar. Örneğin eşi eski bir arkadaşıyla dans ettiği için bir erkek kavga çıkarabilir veya kadın eşinin yeni patronu güzel bir kadın olduğu için çileden çıkar. İşte bu tarz kıskançlıklar gerginlik yaratır. Karşıdaki, kıskançlığa mahal vermemek için sürekli temkinli davranmak, tetikte olmak zorunda hisseder. Durumun farkında olan kıskanç taraf ise kendini suçlama ve haklı çıkarma arasında gidip gelir.</p>
<p><strong>Nasıl başa çıkılır?</strong></p>
<p>Çiftlere bazen hayatı zehir eden, ayrılmalarına bile yol açan kıskançlık duygusuyla başa çıkmak aslında hiç de kolay sayılmaz. Uzun zaman ve emek isteyen bir mücadele olabilir. Eğer, kıskançlığınızın çocukluğunuzda yaşadıklarınızdan kaynaklandığını düşünüyorsanız, bir psikolağa başvurmanızda yarar var.</p>
<p>Çocukluğunuzla ilgili bağlantı kuramıyorsanız o zaman şu noktaları gözden geçirmeniz faydalı olabilir… Kıskançlığınızın gerçekçi olup olmadığını gözden geçirin. Onu neden kıskandığınızı düşünün. Gerçekten ilişkinize yönelik bir tehdit söz konusu mu? Sizin tavırlarınız ilişkinizi kötüleşmesine neden mi?</p>
<p>Kendi kendinizi telkin edin. Kıskançlık belirtileri hissettiğinizde partnerinizin sizi sevdiğini, size bağlı olduğunu ve size saygı duyduğunu hatırlayın. Sevilmeye layık, hoş bir insan olduğunuzu ve ters giden bir şeylerin olmadığını söyleyin kendi kendinize.</p>
<p><strong>Eşiniz size göz açtırmıyorsa&#8230;</strong></p>
<ul>
<li>Olaya farklı bir açıdan yaklaşın. Kıskançlığın aşkın belirtisi olduğunu anımsayın. Hemen savunmaya geçmektense, onu anlamaya çalışın.</li>
<li>Kendi davranışlarınızı gözden geçirin. Belirli davranışlarınızın partnerinizin sizi kıskanmasına neden olduğunu biliyorsanız, bu davranışlarınızı değiştirmeye çalışın.</li>
<li>Verdiğiniz sözleri tutun, yapamayacağınız sözler vermeyin.</li>
<li>Onun güvenini geliştirin. Ona, onu ne kadar sevdiğinizi söylemek için her fırsatı değerlendirin. Onu neden sevdiğinizi anlatın. İltifat edin, gelecek hayallerinizi paylaşın.</li>
<li>Bu konuyu konuşmayı deneyin. Yine sonuç alamıyorsanız birlikte bir uzman psikoloğa danışabilirsiniz.</li>
</ul>
<p><em>Kaynak: Memory Center</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/iliskiler-kiskanclik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuktan sonra evlilik ilişkisi</title>
		<link>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/cocuktan-sonra-evlilik-iliskisi.html</link>
		<comments>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/cocuktan-sonra-evlilik-iliskisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 14:50:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bebekten sonra evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sonrası evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan sonra ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[gonca şenözen]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlu evlilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modatakibi.net/?p=10452</guid>
		<description><![CDATA[Aranıza bebeğiniz de katıldıktan sonra evlilik ilişkinizin zedelenmemesi için neler yapılmalı? Çiftin hayatına bir bebeğin girmesi tüm ilişki dinamiğini değiştiren çok önemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a class="lightbox" title="evlilik-bebek" href="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/evlilik-bebek.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-10467" title="evlilik-bebek" src="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/evlilik-bebek.jpg" alt="" width="610" height="345" /></a></p>
<p><strong>Aranıza bebeğiniz de katıldıktan sonra evlilik ilişkinizin zedelenmemesi için neler yapılmalı?</strong></p>
<p>Çiftin hayatına bir bebeğin girmesi tüm ilişki dinamiğini değiştiren çok önemli bir yeniliktir. Psikolog Gonca Şenözen bu yeniliğin, evlilik ilişkisini ‘bebekten önce’ ve ‘bebekten sonra’ diye iki döneme ayırdığını belirtiyor. Bebeğin gelmesi ile birlikte çift, hayatının neredeyse her alanında bir değişim yaşar; evdeki her türlü düzen (uyku, yemek, hobiler, eve girip çıkan kişiler), akrabalık ilişkileri, sosyal roller, beklentiler, hedefler, cinsel yaşam ve özellikle kadınlar için fiziksel görünüm temelden etkilenir.</p>
<p>Bu yazıda iki tarafında hayatında olan değişimleri ve bu değişimleri en iyi şekilde yaşamak için neler yapılması gerektiğini bulacaksınız. Unutmayın, ikili ilişki (karı-koca) ne kadar sağlam temellere oturursa, üçlü ilişki de (anne-baba-çocuk) o kadar sağlıklı olur.</p>
<p><strong>Bir bebeğin, erkeğin dünyasında yarattığı değişimi anlayabilmek için bebeğin, öncelikle kadının dünyasında yarattıkları anlamak gerekir: </strong></p>
<ul>
<li>Hamilelik ile birlikte kadının fiziksel görünümü değişir. Birçok kadın doğumdan hemen sonra eski formuna kavuşmadığı için dış görünüşü ile ilgili bir güven kaybı yaşayabilir.</li>
<li>Bebek ile birlikte çiftin sorumluluk duygusu artar. Bebeğin beslenmesi anne tarafından  sağlandığı için bebek anneye daha bağımlıdır ve bu da annenin üstlendiği iş yükünü çok daha fazla arttırır. Bu tip bir sorumluluk, kadının şimdiye kadar kendi hayatı ile ilgili almış olduğu tüm sorumluluklardan daha farklıdır ve kimi zaman anne bu sorumluluğun yarattığı “mükemmeliyetçilik-suçluluk” kısır döngüsüne kapılır. Anne, ne yaparsa yapsın bebeğin ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamadığı kaygısını yaşar ve hep daha fazlasını ve daha iyisini yapmaya çalışır. Anneliğinin kusursuz olmasına çalışır ki, bebeğinin bir eksiği kalmasın. Fakat anne-bebek ilişkisinde kusursuzluk mümkün değildir ve sadece anneye ait bir fantezi olarak kalır. Bebeğinde sıkıntılar farkeden anne, kendi annelik becerileri ile ilgili şüpheye düşer ve yetersizlik, suçluluk duyguları yaşamaya başlar. Anne ne kadar mükemmel olmaya çalışırsa, o kadar suçluluk duyma eğilimine girecektir. Bu kısır döngü, annenin yüksek dozda kaygı yaşamasına ve bu kaygının uzun sürmesi halinde de depresif bir moda yaklaşmasına neden olur.</li>
<li>Annenin iş yükü belirgin şekilde artar. Normalden daha az ya da kalitesiz uyur. Bakım önceliği bebeğe ait olduğu için kendi bakımını ihmal edebilir. Sonuçta kendini yorgun ve bakımsız hissedebilir.</li>
<li>İlk aylarda kadın evde ve erkek iştedir. Bu durum geleneksel kadın-erkek rollerini ve iş bölümünü ortaya çıkartabilir. Eğer kadın aktif bir iş yaşamına alışkınsa bu tip bir rolde zorlanabilir ve kendi ile ilgili tanımlamalarda kafa karışıklığı yaşayabilir. Eğer bu dönem annenin beklediğinden uzun sürerse anne, eve ve annelik kimliğine hapsolmuş hissedebilir ve bu durumdan sıkıntı duymaya başlar.</li>
<li>Bebeğin yoğun ihtiyaçlarından dolayı kadın, kendi kimliğini sadece annelik ile özdeşleştirme ve buna indirgeme yanılgısını yaşayabilir. Bu sebeple kendi kadınlık ihtiyaçlarını göz ardı edebilir.</li>
<li>Bebek ile birlikte akrabalık ilişkileri daha sıklaşır. Evin içine dışarıdan müdahaleler artabilir. Doğum öncesinde eşlerin ailesi ile yaşanan sıkıntılar bu dönemde artabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Kadında yaşanan tüm bu değişimlerin erkek üzerinde direk etkisi vardır. Erkek de eşiyle birlikte:</strong></p>
<ul>
<li>Uykusuzluk ve yorgunluk yaşar.</li>
<li>Günlük sorumlulukları artar.</li>
<li>Yaşama ait öncelikleri yeniden şekillenir</li>
<li>Ebeveyn kimliği öne çıkar.</li>
<li>Müdahaleci akrabalara maruz kalır.</li>
<li>Kendine daha az bakan ve daha kaygılı bir eşle karşı karşıya kalabilir. (Bu durum eşinin, annelik deneyimini nasıl aldığına göre değişir)</li>
<li>Eşinin cinsel ilgisinin azalması ile birlikte cinsel yaşamı daha az aktif hale gelir.</li>
<li>Çocuğun gelişinin pozitif karşılandığı durumlarda, eşle ilişki daha derinleşir, köklenir; gelecek planları daha netleşir; birliktelik hissi perçinlenir.</li>
<li>Hem baba, hem anne kendi ebeveynleri ile ilişkilerini tekrar ele alırlar.</li>
</ul>
<p>Eğer mükemmeliyetçi ve yoğun kaygısı olan bir anne söz konusu ise baba, bebek ile ilgilenirken eleştirilere maruz kalabilir ve bebeğe bakma becerisinde yetersizlik hissedebilir. Bu durumda baba kendini anne-bebek ikilisinin dışında tutacak ve soyutlayacaktır. Baba bunu yaptıkça anne, babanın ilgisizliğinden yakınır ve bu durum anne-baba arasındaki ilişkinin yıpranmasına kadar gidebilir. Bebeğin doğumundan sonra eşler arasındaki ilişkinin kalitesini belirleyen en önemli faktör, doğumdan önceki ilişkinin kalitesidir. Eğer kadın-erkek arasında açık, dürüst, destekleyen, yapıcı, hedeflerin net konduğu bir ilişki söz konusu ise eşler doğumla ortaya çıkan değişimleri daha rahat tolere edebilir ve anne-baba rollerine daha kolay adapte olabilirler. Bu hem evlilik ilişkisini hem de eşlerin ayrı ayrı çocukla ilişkisini olumlu yönde etkiler ve daha sağlıklı çocuklar yetişmesine yardımcı olur.</p>
<p><strong>Bebeğin gelişinin evlilik ilişkisini zedelememesi için bunları uygulayın: </strong></p>
<ul>
<li>Bir bebeğin sadece anneye değil, aynı zamanda bir babaya da ihtiyacı vardır. O yüzden baba, anne kadar iyi ilgilenemiyorsa bile çocuğun onunla vakit geçirmesine fırsat vermek gerekir. Böylece hem anne biraz dinlenmiş olur hem de baba ile çocuğun ilişkisinin gelişmesi sağlanır.</li>
<li>Bebek tüm vakti alsa da anne-babanın bebek dışındaki bir konudan da sohbet edebilmeleri çok önemlidir. Bu durum çiftin sadece anne-baba değil, karı-koca olduğunu da hatırlatan bir durumdur. Çiftin karı-kocalık ihtiyaçlarını besler. O yüzden gün içinde en azından 15-20 dakikayı böyle bir sohbete ayırmak ilişki için çok faydalı olacaktır.</li>
<li>Anneler eski yaşam şekillerini bebekten sonra devam ettiremezler; ama minimum da olsa kendilerine vakit ayırabilecek fırsatlar yaratmaları hem kendilerini iyi hissetmelerine neden olur, hem de aile içi ilişkileri daha sağlıklı tutar. Mükemmel anne olma fantezisi yüzünden birçok anne bu noktayı gözden kaçırmakta ve böylece hem kendilerini, hem eşlerini ilgiden mahrum etmektedirler. Böylece evlilik ilişkisinin yıpranmasına sebebiyet vermektedirler.</li>
<li>Karı-koca yaşadıkları değişimleri ve sıkıntıları mutlaka açık şekilde birbirleri ile paylaşmalı ve en çok hangi noktada desteğe ihtiyaç duyduklarını birbirine söylemelidir. İkili ilişki (karı-koca) ne kadar sağlam temellere oturursa, üçlü ilişki de (anne-baba-çocuk) o kadar sağlıklı olacaktır.</li>
<li>Kadınlar doğumdan sonra kendilerini eskisi gibi çekici hissetmeyebilir ya da cinsellik için enerji bulmakta zorlanabilirler. Oysa cinsel hayatın, evlilik kurumunu besleyen önemli kaynaklardan biri olduğunu unutmamak gerekir. Anne kimliğine saplanıp, cinselliği ve cinsel kimliği unutmanın ne kadına ne de erkeğe yararı vardır.</li>
<li>Anne olmak demek kendi ihtiyaçlarımızı inkar etmek demek değildir. İyi anne, kendine de iyi bakabilen kişidir. Kendimize iyi bakmanın içinde eşimizle  ilişkimize özen göstermek, eş ve kadın kimliğimizi unutmamak yatar.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/cocuktan-sonra-evlilik-iliskisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar neden aldatır</title>
		<link>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/kadinlar-neden-aldatir.html</link>
		<comments>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/kadinlar-neden-aldatir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 14:45:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[aldatma]]></category>
		<category><![CDATA[aldatma nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik sorunlarına çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik ve aldatma]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkide ilgisizlik]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar neden aldatır]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu evlilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.modatakibi.net/?p=10453</guid>
		<description><![CDATA[Kadınların aldatma nedeni partnerinden ilgi, sevgi ve aşk görmemek. Mehmet Coşkundeniz yapılmış iki bilimsel araştırmadan bahsediyor. Türkiye’de Cinsel Tıp Derneği tarafından yapılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="lightbox" title="aldatan-kadin" href="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/aldatan-kadin.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-10461" title="aldatan-kadin" src="http://www.modatakibi.net/wp-content/uploads/2010/03/aldatan-kadin.jpg" alt="" width="610" height="345" /></a></p>
<p><strong>Kadınların aldatma nedeni partnerinden ilgi, sevgi ve aşk görmemek.</strong></p>
<p>Mehmet Coşkundeniz yapılmış iki bilimsel araştırmadan bahsediyor. Türkiye’de Cinsel Tıp Derneği tarafından yapılan araştırmada ortaya her 3 kişiden birinin (kadın ve erkek) eşini ya da uzun süreli ilişkide bulunduğu sevgilisini aldattığı ortaya çıkmış. İngiltere’de yapılan bir araştırmada da kadınların yüzde 51’inin eşlerini veya sevgililerini aldattığı çıkarılmış. Eşlerini aldatan kadınların sadece yüzde 24’ü fiziksel olarak aldatıyormuş, yüzde 27’si ise zihinsel şekilde… Kadın aldatmasının en büyük özelliğinin bu olduğunu belirten Mehmet Coşkundeniz “Kadınlar aklına ya da kalbine biri girdiği anda eşini aldatıyor olarak görüyor” diyor.</p>
<p>Kadının aldatma nedeninin tamamen erkekler olduğunu söyleyen Mehmet Coşkundeniz “Bir kadın eşinden ya da sevgilisinden ilgi, sevgi, şefkat ve aşk görüyorsa asla aldatmaz” diyor. Tabii bu durum psikolojik bir rahatsızlığa sahip olmayan kadınlar için geçerli.</p>
<p>Kadınlar eşten ya da sevgiliden görülen ilgi azalınca, sevgi azalınca ve eşinin ona olan aşkının bittiğini düşünürse ve karşısındaki insan mutluluğu başka yerlerde aramaya başlarsa potansiyel aldatma içine giriyor.</p>
<p>Kadınların aldatma nedenlerini bir de psikologdan dinlemek isterseniz, Psikolog Mahmut Şefik Nil’in kadınların neden anlattığı ile ilgili videosunu izleyebilirseniz.</p>
<div style="width: 450px;"><object id="uzmanEmbedPlayerZTQddPM1sVz" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="450" height="404" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="WMode" value="Transparent" /><param name="allowNetworking" value="all" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.uzmantv.com/getswf/ZTQddPM1sVz" /><param name="name" value="uzmanPlayerZTQddPM1sVz" /><param name="wmode" value="transparent" /><embed id="uzmanEmbedPlayerZTQddPM1sVz" type="application/x-shockwave-flash" width="450" height="404" src="http://www.uzmantv.com/getswf/ZTQddPM1sVz" name="uzmanPlayerZTQddPM1sVz" allowscriptaccess="always" allownetworking="all" wmode="transparent"></embed></object></p>
<div>
<div style="float: left;"><a id="uzmanlinkZTQddPM1sVz" href="http://www.uzmantv.com" target="_blank"><img style="border: none;" src="http://www.uzmantv.com/images/uzmantv.png" alt="" /></a></p>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.modatakibi.net/ask-ve-iliskiler/psikoloji-ask-ve-iliskiler/kadinlar-neden-aldatir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

